Ulukışla'ya gel.  Ulukışla'da kal.  Ulukışla'dan al.
         Ulukışla' da tarım yapmaya müsait toprakların bir bir satılması Ulukışla' nın geleceği için çok çok tehlikeli bir durumdur.
         Ulukışla ve Ulukışlalılık kültürünün kalıcılığı toprakların Ulukışlalılarda kalmasıyla mümkün olacaktır.
                                                                           

Ah Ulukışla vah Ulukışla!

                              AH ULUKIŞLA VAH ULUKIŞLA!  

                             Ne olacak bu memleketimizin hali?

    Cehri Dağı'nın tepesine çıkıp Ulukışla’yı seyrettiniz mi hiç? Yarı kiremit yarı çinko çatılı, kâh virane kâh idare eder cinsinden evlerin içinde yaşayan talihsiz, fedakâr ve vefakâr insanlarımızı hiç düşündünüz mü? Ne olacak bu memleketin hali dediğiniz oldu mu?Sahiden ne olacak bu Ulukışla’nın hali? Fedakâr annelerimizin, cefakâr babalarımızın nasır tutan elleri, çocuklarının geleceğinden kaygı duyan yorgun beyinleri ne zaman dinginleşecek?Her Ulukışlalı bu soruları kendi kendine veya bir başkasına mutlaka sormuştur. Ulaştığı sonuç; koskocaman bir hiçtir. Ulukışla her geçen gün köhneleşmektedir. Bölücü, yıkıcı ve bağnaz insanların kol gezdiği şehirler, her türlü devlet desteğine mazhar olurken devletine, milletine bağlı, aydın ve medeni insanların yetiştiği Ulukışla geçmişten bugüne kadar üvey evlat muamelesi görmüş görmeye de devam etmektedir. Buna rağmen Ulukışlalı, devletinin yanında milletinin de emrindedir.    

    Değerli Ulukışlalılar, memleketimizin şimdiki durumunu çok iyi anlatabilmem için sizleri öncelikle eskiye, ta yetmiş yıl öncesine götürmek istiyorum. Bakın, o günden bu güne ne değişmiş, kararı siz verin. “Kazada uyanık ve faal bir içtimai hayat yoktur. Halk daha çok; küçük mikyasta çiftçilik ve amelelikle iştigal eder. Servetin taksimi; pek nadir bazı istisnalarla, müsavi bir şekilde yapılmış değildir. Cumhuriyet devrinde, Cumhuriyet rejiminin yarattığı yüksek inkılâplar sayesinde halkın içtimai durumu eski devirlerle kıyas kabul edemeyecek kadar iyi ve düzgün olup sefaleti içtimaiyeden sayılabilecek hiçbir vaziyet mevcut değildir. Kaza mıntıkası dağlık ve pek arızalı olması kışlarının sürekli ve pek şiddetli bulunması hasebiyle geçim zorluğu mevcut ise de bu da tabiatın bir tecelli zalimanesinden mütevellidir. Halkın büyük bir yeküne baliğ olan kısmı da senenin boş aylarında ziraat ve sanayi ameleliği üzre Adana ve civarına giderler. Gaz, şeker, sabun ve pirinç gibi bütün istihlak maddeleri hatta senenin 9-10 ayına inhisar eden bütün taze sebze Mersin, Tarsus ve Adana’dan celp olunup, buna mukabilde çavdar, buğday, arpa, patates, soğan, fasulye, yaş üzüm ve bir miktar elma ile yapağı, deri, süt ve bir miktar yoğurt, odun, kömür, kereste gibi maddeler keza o havaliye ihraç olunur."    

    Ulukışla eski kaymakamlarından Adnan AKSEL’in hazırladığı 26 Ocak 1940 tarihli “Ulukışla kazasının 1939 yılına ait Ahvali Umumiye Raporu”(Kaynak kişi; Ulukışla eski kaymakamı Sayın Vali Mustafa TAMER) Görüldüğü gibi o yıllarda bile Ulukışla’da bir canlılık varmış. Aradan geçen bunca zamana rağmen Ulukışla aynı Ulukışla(!) Topraklarımız % 67,3 dağlık, % 36,7 dalgalı (dağlık-kayalık-yamaç) ve % 3 oranında da ovadan oluşmaktadır. Yer şekillerinin bu denli orantısız oluşuna su kaynaklarının yetersizliğini de eklediğimiz zaman sulu tarımın imkânsız gibi olduğunu görüyoruz. Su kuyuları pervasızca kullanımdan dolayı kuruma noktasına gelmiştir. Devlet ve kişilerin su kullanımı ile ilgili olarak ziraat mühendisi ve teknikerlerinden faydalanamaması neticesinde herkes bildiğini yapmıştır. “Bahçemden kol gibi su fışkırıyor yeğenim” diyenler çok iyi hatırlıyorum. “Kol gibi su” şimdi nerede, kalmadı9 elbette. Kuyulardan pompalanan su tazzikli ve direk kullanıldığı için toprağın ve vitaminlerinin akıp gitmesine sebep olmuş hatta kuyular kurumuştur. Yıllar öncesinden Çukurova ve Konya Ovasında kullanılan yağmurlama veya damlama teknikleri hiç denenmemiştir.  

       Dört tarafı verimsiz dağlarla çevrili olan güzel memleketimizin çıplak dağları hala çıplaktır. Seksenli yılların ortalarında başlatılan “Çakıt Projesi” bölge halkına iş imkânı ve bölgenin sosyalleşmesi aynı zamanda ekonominin canlanmasını sağlamış ancak Ulukışla’nın dağları aradan geçen 25 yılda hala yeşerememiştir. Orman ki, başlı başına bir geçim kaynağıdır. Bu konuda, Sayın Vali Mustafa TAMER o dönem için bakın ne diyor;  “İlçede sanayi ve ticarete yönelik önemli bir yapılanma da söz konusu değildir.  Bizim görev yaptığımız dönemde; ilçeye önemli bir girdi sağlayan erozyon ve ağaçlandırma projesi olan Çakıt Projesi ise bittiğinden katkısı da kesilmiştir. ”Cumhuriyetimizle aynı yaşta olan bu güzel memleket niçin gelişemedi? Yanlış nerde yapıldı? Yanlışı kim yaptı? Yüzlerce koyun ve kuzunun emiştiği sokaklar ile yozdan gelen onlarca ineğin geçtiği patikalar şimdi bomboş kaldı, neden? Lise yolunda, okuldan paydos eden talebelerin bir ucu eski kasapların oradayken bir ucu da lisenin kapısındaydı şimdi lise yolunda kimse kalmadı neden? Onlarca canı kurban verdiğimiz ve tam böğrümüzü delip geçen kara yollarından hiç faydalanamadık neden?      

       Ulukışla siyasi olarak, Aksaray, Bor ve Niğde üçgenine hapsedilmiştir. Bu sebeple halk, ekonomik, ticari ve sosyal ilişkilerini daha çok Ereğli ve Adana ekseninde geliştirmiştir. Nüfusumuz her geçen gün azalmıştır. Geçen her yıl Ulukışla’yı daha da geriye itmiştir. Zaman tünelinden geriye baktığımızda; 4 adet banka şubesi, 2 adet sinema, TSK akaryakıt ikmal alayı, azot sanayi, her gün yüzlerce yolcunun gelip geçtiği tren yolu, cezaevi, okumayan/okuyamayan genç ve çocuklara meslek edindiren pratik sanat okulları, çakıt projesi, ceza evi, zirai donatım, güneyden akın eden yaylacılar, hac döneminde yüzlerce hacı adayının uğrak yeri, çeşitli kooperatifler ve hatırlayamadığım niceleri. Şimdi bunların hangisi hayatta, hepsi öldü! Öldürdüler! Özellikle vurgulamak isterim ki, demir yolu; Ulukışla için olmazsa olmaz bir hayat kaynağıydı. Hükümetlerin politikalarına bağlı olarak demir yollarına önem verilmemiştir. Bu olumsuzluktan en ağır darbeyi Tren Ulukışla’sı yemiştir. İlçemizin hemen hemen her evinde demir yolundan ekmek yiyen bir kişi mutlaka vardı. Gar müdürlüğü, revizörlük, depo, ambar, yol işçileri, makinistler, yatak hane, gar lokantası, istasyon ve trenlerin içinde öteberi satanlar artık mazide kaldı. Devlet, demir yollarına gereken önemi vermezse biz her geçen gün gerilemeye mahkûmuz. Bunun üstüne birde kara yollarının aktivitesini kaybettiğini eklersek vay Ulukışlam vay!     Belediye ve parti örgütleri bölge milletvekilleri ile iş birliği yaparak Ankara’ ya Ulukışla’nın sessiz çığlığını duyurmak zorundadırlar. Ulukışlamızı kurtaracak ulusal ve bölgesel atılımlara ihtiyacımız var.  Ulukışla’mızın ayağa kalkabilmesi için devlet, halk ve siyasetçilerin yapması gereken atılımları kısaca şöyle sıralayabiliriz.     

 

 * Öncelikle herkes birbirini saygı ve sevgi ile kucaklamalı. Kısır çekişmelere son verilmeli.     

 

* Garip Ulukışla'nın acı ekmeği ile büyüyüp sonradan biti kanlananlar geçmişini hatırlayarak bir şeyler yapmalı.

* Tarım ve hayvancılık özellikle hayvancılık desteklenmeli. (Bu konuda devletten teşvik alan kişilerin yaptığı ticari faaliyetler devletçe takip edilmeli)    

 

 * Yaş ve kuru sebze-meyve işleme ve soğuk hava tesisleri kurulmalı. 

 

 * Dört yıllık fakülte mutlaka getirilmeli. Buna bağlı olarak öğrenciler için sosyal imkânlar genişletilmeli. Bunun yanında    

 

* Devlet demir yolları eski hareketliliğine kavuşturulmalı. Bu konuda demir yolu hattı üzerindeki seçim çevrelerinden seçilen vekillere büyük iş düşüyor.     

 

*  Bölgemiz yakınlarına en az alay derecesinde askeri bir birliğin konuşlandırılması için girişimlerde bulunulmalı.(Ulukışla ve çevresinin corafi özellikleri  askeri birliğin kurulması için çok elverişlidir.  

 

* Yıllardan beri iliğimizi ipliğimizi sömüren doğu ve güneydoğu bölgelerine yapılan ekonomik teşviklerin aynısından Ulukışla’ya da verilmeli.   

 

 * Gençler için meslek edindirme projeleri geliştirilmeli. 

* Belediye öğrencilere mutlaka sahip çıkmalı. Öncelikle barınma ihtiyaçlarını karşılayacak olan yurt meselesine çözüm bulmalı. Ulukışla'ya gelen öğrenciye devletin resmi kurumu olarak siz yardımcı olmazsanız başkaları çıkar o boşluğu doldurur.    

 

 * Bolkar Dağları doğa ve kış sporlarına açılmalı.  Bu konuda,  Vekiller, encümenler, belediye başkanları, vali ve kaymakamlar neler yaptılar çok merak ediyorum. Çünkü doğu ve Güneydoğu bölgelerinde kayak tesisleri kurulması için çalışmalar başlamış.

 

 * Çakıt Projeleri başlatılmalı. Bölge vekilleri ve belediyelerin konuyla ilgili projeleri var mı acaba?

 * Öküz Mehmet Paşa Kervansarayı’nın tanıtımı yapılmalı. Bu konuda da sınıfta kaldık. "Kervansaray turizmde patlama yapacak." (!) ise patlasın artık. 

 

  * Ulukışla, halkı ve tüm kurumlarıyla; Çiftehan’ın kaplıcasına, Darboğaz’ın kirazına, Beyağıl’ın lahanasına, Maden’in fasulyesine sahip çıkmalı. Ulukışla, köyüne ve köylülerine kucak açmalıdır. Çünkü kendisini yalnız hisseden köylü Ereğli, Mersin ve Adana’dan medet ummaktadır.     

 

* Su sorununa kalıcı bir çözüm bulunmalı. Toros Dağlarının  eteğinde yaşıyoruz ancak kar suyu içemiyoruz! 

 

* Şehir içinde ve yol kenarlarındaki eski binaların çevreye yaydığı görüntü kirliliği giderilmeli.    

 

* Yıllardan beri Ulukışla’ da esnaflık yapan ve hali vakti çok çok iyi durumda olan ailelerin bir araya gelerek çok ortaklı ve istihdama dayalı bir proje geliştirmeli.     

 

* Ulukışla nüfusuna kayıtlı olup ülkemizin dört bir yanına dağılmış olan Ulukışlalılar hiç olmazsa senede bir hafta Ulukışla’ya gelip biraz para harcamalı.         

    Niğde ve Bor’dan aldığı oylarla TBMM’ne gidenler Ulukışla’yı küçümsemektedirler. Ulukışla’ya seçimden seçime gelirler. Haaa unutmadan bir de, festival günlerinde hamit yutmaya gelirler. Biz onlardan oylarımızın hesabını sormazsak onlar da bizlerle oynamaya, bizleri sömürmeye devam ederler. Particilik güzeldir, demokrasinin olmazsa olmazıdır ancak, kasaba ayarına düşmeye yüz tutan Ulukışla gerçeği particiliğin çok çok üstündedir.    

 

   Değerli Ulukışlalılar, sağ-sol derken, o parti bu parti derken bizi nasıl kullandıklarını artık görmeliyiz. Siyaset kurumunu siyasetçi mantığı ile çalıştırmalıyız. Mesela; Niğde vekillerine gidip; “Eğer Ulukışla’ya dört yıllık fakülte getiremiyorsanız Çaykavak’ tan bu tarafa geçmeyin” diyebilmeliyiz. Bu irade mutlaka gösterilmelidir. Bu konuda, öncülüğü halktan aldığı destekle parti örgütleri ve belediye başkanı yapmalıdır. Vali ve kaymakamlardan yardım ummak zaman kaybı olur çünkü devletin atamalı memurlarıdır, bu gün var yarın yoklar. Biz Ulukışlalılar hep Ulukışla’dayız, kendi göbeğimizi kendimiz kesmek zorundayız.           

 

  Ulukışla, profesör, sanatçı, asker, polis, öğretmen, doktor, kaymakam, vali, hâkim, savcı, veteriner, mühendis, iş adamı ve bürokrat gibi önemli meslek gruplarından birçok insan yetiştirmiş ancak, hiç birinin yatırım ve istihdam alanında maalesef faydası dokunmamıştır. Hali vakti yerinde olan hemşerilerimizin okul, hastane, belediye ve fakir insanımıza çeşitli yardımlarda bulunduğunu biliyoruz, bilmekle birlikte; bu memleketin balığa değil, balık yaşayan göllere ve balık tutmasını bilen insanlara ihtiyacı olduğu da bir gerçektir.           

 

   Ulukışla’mızda siyaset çok üst seviyede tutulmasına rağmen kalbi Ulukışla için atan bir hemşerimizi Ankara’ya gönderememenin eksikliğini hissetmekteyiz. Vilayetimiz ve yakın çevremizin siyasi şahsiyetleri Ulukışla için hiçbir şey yapmazlar, şimdiye kadar faydalarını da pek görmedik. Pastanın hepsini kendi seçim çevrelerine dağıttılar.            Bence, biz Ulukışlalılar; Siyaset yaparken memleketimizin ve insanlarımızın menfaatini düşünerek hareket etmeliyiz. Yıllardan beri partimize sadık kaldık ta ne oldu? Kısır çekişmeleri bırakıp, Ulukışla sevdalısı ve adam gibi bir adamı Ankara’ya yani TBMM’ne nasıl gönderebiliriz işte bunun hesabını yapmalıyız.           

 

   12 Eylül darbesinin Türk insanı üzerinde yaptığı fiziki ve fikri tahribatı hepimiz biliyoruz. Bu tahribatı, ister ülkücü, ister devrimci olsun idealist Ulukışlalı gençler de en derinden yaşadılar. Fiziksel ve düşünsel anlamda yaşadıkları sarsıntıların tedavisi asla mümkün olmayacaktır. Dutlukır zindanlarının soğuk duvarları konuşamayan bir tanık olarak zihinlerdeki yerini hala korumaktadır. Suçları neydi bu gençlerin, “Milliyetçi Türkiye!” veya “Bağımsız Türkiye!” söyler misiniz bunların hangisi sakıncalı?     

 

  12 Eylül’ün demir yumruğundan kaçarken, Özal’ın değişim ve gelişim rüzgârında etik değerlerini kaybeden ve son yılların baskıcı yönetimiyle silikleşen Türk insanı, ahlaki bir yozlaşmanın girdabına kapılmıştır ki, bu yozlaşma Ulukışla’da da ciddi anlamda hissedilmiştir. İdealist insan sayısı azalmıştır. Memleket meseleleri artık konuşulmaz olmuş en keskin particiler bile kolayca partisini değiştirmişlerdir. Şahsi çıkarlar her türlü manevi mefhumun üzerine çıkmıştır. Kahvehane ve sokak sohbetlerinde; ev, araba, arsa, dolar ve borsa gibi paraya endeksli metalar konuşulur hale geldiğinden memleketimizin gerçek sorunları unutulmuştur.Düşünce anlamında zehir gibi kafası çalışan bazı gençler bu duruma içerlemiş, Ulukışla’ya uğramaz olmuşlardır. Durum böyle olunca kifayetsiz  insanlar Ulukışla içinde söz sahibi olmaya başlamışlardır.           

 

  Sevgili hemşerilerim, kendisini açıkça ifade eden insandan korkmayınız, asıl korkulacak insan rengini belli etmeyen, devrin adamı olmaya çalışanlardır. Hepimiz biliriz; hani deyramber çiçeği vardır, güneş nereden doğarsa o tarafa döner, işte asıl tehlike deyramber çiçeği gibi dönenlerdir. Geçmişi temiz, ahlaklı, ilkeli, idealist ve karakterli bir çok 12 Eylül mağduru var işte bu insanlara ve fikirlerine sahip çıkalım, onlardan faydalanalım. Görülecek ki, Ulukışla beşeri manada kaliteyi yakalayacaktır. Kahvehanelerde, evlerde, sokaklarda bir araya geldiğimiz her yerde, konuşalım, tartışalım, Tren Ulukışlası’ nın istikbali için asgari müştereklerde birleşelim. Birbirimizi anlamaya çalışalım, dedikodu, çekememezlik gibi beyin kemiren kötülüklerden uzak duralım. Okuyalım, yazalım, hiç bir kimsenin peşinden körü körüne gitmeyelim. Mehter takımı gibi iki öne bir geriye adım atalım, atalım ki, arkamızda ne bıraktık görelim.           

 

  Değerli hemşerilerim, Ulukışla’mız için tehlikeli olan bir konu daha var. Son yıllarda yabancıların Ulukışla içinde ve çevresinde taşınmaz mallara rağbet etiğini görmekteyiz. Bu gidişle Ulukışlalılar olarak azınlıkta kalacak gibi görünüyoruz. Bunu Söylemesi kolay olsa da, yabancılara ev ve arsa satmanın mahsurlu olduğunu düşünüyorum. Ulukışla’mızın temiz ve serin havasından faydalanmak isteyenler, kışın ayazında, yağmurda, çamurda neredeler? Nüfus sayımı yapılırken, seçimler yapılırken neredeler? Büyük düşünelim, çocukluğumuzun, gençliğimizin ve ölmüşlerimizin aziz hatıralarını başkalarına çiğnetmeyelim. O yabancıların Ulukışla’mıza bir faydası olacaksa sözlerimi geri alıyorum.

 Taşı toprağı altın denilen şehirler artık cazibesini kaybetmiştir. Tüketici toplumu olmaya zorlanan halk artık anlamıştır ki, üretmezsek biteriz. Hükümetlerin tarım politikaları iflas etmiştir. Üretim olmazsa istihdamda olmaz. Üretim için topraklarımıza sahip çıkalım. Çünkü, bu günler gösteriyor ki, istikbal tarım ve hayvancılıktadır. 

  Son olarak derim ki; büyük düşünmek, korkmadan, yılmadan direnmek lazım. Ulukışlamızı adı gibi ululaştırmak için ufkumuzu genişletmemiz, atılımlardan korkmamamız, birlik ve beraberlik ve dayanışma içinde olmamız gerekmektedir.           

 

                                                                           Ertuğrul SAYIN                           

                                                                                                             


Yorumlar - Yorum Yaz
Sensiz asla!

fbml kodları - fbml kodu - fbml kodu ekle - html kod html kodları - sitene kod ekle - site kodları - facebook fbml - fbml - www.fbmlkodlarimerkez.blogspot.com

Anket
Ulukışla'nın gelişimi bakımından yeni belediye başkanına güveniyor musunuz?
Ulukışla güncel
Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi2
Bugün Toplam73
Toplam Ziyaret189077
Hava Durumu
Anlık
Yarın
27° 33° 18°
Takvim